SEKTÖRÜN GELECEĞE OLAN GÜVENİNİ KAYBETTİĞİ YIL


Hammadden perakendeye kadar tüm pırlanta tedarik hattı, tek bir tedarik zinciri oluşturur. Her zincir, yalnızca en zayıf halkası kadar güçlüdür.

Önemli bir sektör lideriyle yakın zaman önce gerçekleştirdiğimiz bir kahvaltı sırasında bir pırlanta derecelendirme skandalını derinlemesine irdeledik. Bu konudaki görüşleri, beynime kazındı. “Pırlantalarımızın seviyesini yükseltemezsek hiç karımız kalmayacak” dedi. Sonra sözlerine şu şekilde devam etti: “Zorunlu, mecburi, devlet kontrolünde derecelendirme standartları? Önergelerin verildiği bir süreçten geçilir; ancak asla fiiliyata dökülmez. Kimsenin çıkarına gelmez…”

Bu anekdottan da görüldüğü gibi 2014 yılındaki pırlanta piyasasına, ahlak erozyonu, yasadışı fazlalıklar ve genel güven kırılması damgasını vurmuştur. Muhtemelen bunların tümü, pırlanta değer zincirinin ortasında uzun süreli, birden fazla yıla yayılan reel karlılık olmamasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

2014: Güveninin Kaybolduğu Yıl

Yıl, ticari bir bakış açısı ile bakıldığında kolayca tek bir cümleyle özetlenebilir: Sektörün 2014 yılındaki performansı, bir önceki yıldan hiç de farklı değildi. Geçen yıl boyunca pırlanta mücevher perakende pazarının büyüme hızının, az da olsa yavaşlamaya devam ettiğini gördük. Bunun yanı sıra mücevherdeki pırlanta içeriğinin, aşağıya doğru kaydığını ve parlatılmış pırlanta fiyatlarının, istikrarsız kalarak aşağı yönlü seyrettiğini de gördük. Bu arada hammadde fiyatlarında yukarı yönlü bir seyir meydana geldi.

Bundan başka 2014 yılında pek bir şey değişmedi. Bir şey dışında: Daha fazla sayıda aktör, işlerine, sektörün geleceğine ve diğer paydaşlara olan güvenlerini yitirdi. Tüm bunların ötesinde pek çok aktör, bazı hammadde tedarikçilerine olan güvenlerini kaybetti. Bir De Beers aracısı, son gelişmelerle ilgili yorumunda şu gözlemde bulundu: “Açıkça görülmektedir ki yıllar boyu gözü kapalı sadakatleri sorgulanmayan ve “ne pahasına olursa olsun” De Beers’ten satın alım yapan bazı Diamond Trading Company yetkili dağıtımcıları, geldikleri noktada imalatta aylar süren eksi ve sıfır marjlar sonucunda mal iadesine başlamışlardır ve bu yaptıklarının, yeni bir sözleşmeye girerken kendilerine daha az tedarik tahsisatı yapılmasıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağına aldırış etmemektedirler.”

Bazı oligopolistik hammadde tedarikçilerinin, tedarik hattının ortasındakilerin üzücü durumuna kayıtsız kalmaları ve iş modellerinde yaptıkları ilgili değişiklerin bir noktada karşılık bulması kaçınılmazdı. Görünen o ki bu noktaya ulaşıldı.

Devam Eden Olumsuzluk

2014 yılı, zaman içerisinde itibar kazanılan güvene dayalı sektörde bir dönüm noktası olmuştur. Pek çok aktör, geleneksel karşılıklı güvenin, bir illüzyona döndüğünü fark etti. Gerek tedarikçiler ile müşteriler, gerek müşteriler ile bankacılar, gerek bankacılar ile düzenleyici makamlar gerekse sektör ile devlet arasında olsun, geri dönülemez bir şeylerin olduğu muhakkak.

Ciddi olarak 2014 yılının sonuna doğru başlayan ticarette yaşanan olumsuz ruh hali, 2015 yılında da azalmadan devam ediyor. De Beers aracısının “AB tatil satışı sezonu, Çin Yeni Yılı, Sevgililer Günü, Hong Kong ticaret fuarı ve sonra Basel dünya fuarından kaynaklanan birikerek gelen hayal kırıklıkları ve bunun üstüne parlatılmış pırlanta fiyatlarında meydana gelen düşüş, zarar vermeye devam ediyor ve imalatçılar arasında bir ümitsizlik havası yaratıyor” şeklindeki sözlerinden de anlaşılacağı üzere bu olumsuz ruh hali daha da karamsar bir hal almıştır.

Sektörün Durumunun ‘İyileştirilmesi’

Ticaret istatistikleri, basın bültenleri, konferans sunumları ve yüksek etkileyiciliğe sahip araştırma raporlarındaki iddialara göre pırlanta sektörü pek de iyi bir performans sergilemiyor. Sektörün realitesi ile imajı arasındaki fark, olduğundan iyi gösterilen pırlanta derecelendirme raporuna benzerdir. Bu durum, polisi çağırmak için daha fazla neden varken bir şirketin sorumlu ticaret uygulamalarını onaylamaya veya en iyi uygulama ilkelerinin, yalnızca bir satış sloganından ibaret görülmesine benzer.

Bunların hepsi sadece laftan ibaret. Sektör liderlerinin, açıklamadan sentetik pırlanta satışı işine karışan hilekar meslektaşları karşısında harekete geçilmesi konusundaki boş çıkan konuşmaları örnek olarak gösterilebilir. Sektör aktörleri, bu aldatmacayı sürdürmek ve durumu olduğundan daha iyiymiş gibi göstermek için “rol yapıp” hep birlikte büyük bir efor sarf ediyor. Hepimiz, pırlanta rüyasını ayakta tutmak için tam da bunu yapıyoruz.

Peki bu neden pırlanta tedarik hattına yönelik bir mesele mi diye soruyorsunuz? Değer zincirindeki dürüstlük erozyona uğradı mı ve birkaç ahlaki değerleri hiçe sayan işletmeci ticaretin şartlarına darbe vurdu mu rekabette bozulmalar başlar. Böyle bir ortamda işadamları, düz bir oyun sahasında rekabet etmezler.

Taraflı Araştırma?

Görünen o ki pırlanta sektörü ne kadar çok “aşırı araştırmaya” tabi tutulursa o kadar çok “düşük performans” sergiliyor. Bu yaygın sektör çalışmaları, kayda değer “refah” (pırlanta varlığı) durumuna atıfta bulunmakla birlikte bu tedarik hattının üyelerinin pek çoğu için bu refahın yalnızca çok küçük bir kısmı cüzdanlara girmektedir. Tabii ki üretici ve/veya elmas madenleri üzerinde yararlanma hakkına sahip biri değilse.

Aslında üreticiler tarafından finanse edilen araştırmalarda, “kaçınılmaz” büyük pırlanta tedarik kıtlığına sayısız vurgu yapılmaktadır. Bu araştırmalara göre kıtlığın sebebi, arz ile talep arasındaki artan açık olup, büyük fiyat artışları ve gelecekteki karlar konusunda içsel ve gizli vaatler içermektedir. “Durun!” diyor araştırma, “Orada bekleyin.”

De Beers Grubu CEO’su ve Başkanı Philippe Mellier, JCK’den Rob Bates ile yakın zaman önce yaptığı röportajında bu haberleri tekrarladı: “Gelecek yıllarda tedarikin talepten açıkça daha düşük olacağını biliyoruz. Bu nedenle gelecekten beklentiler oldukça iyi.” Ancak kimin için oldukça iyi olduğunu söylemedi. Nitekim Mellier şu hususu vurgulamıştır: “Müşterimin marjından ben sorumlu değilim. Kendi marjlarından kendileri sorumlular.”

Mellier, aynı röportajda pırlanta müşterileri için bir kıyaslama yaparak “iyi bildiğim bir iş var, araba satıcılığı, yüzde 1.5 kazanıyorlar ve hepsinin suratında bir gülümseme var ve bundan memnunlar” demiştir. Bu laflar, tedarik hattında tsunami etkisi yaratmıştır. Müşterileriyle birlikte “Pırlanta rüyasını” ilerletme konusunda büyük bir hırsla uğraşan ana tedarikçi bu mu? Kendi kendisini vaftiz eden sektör lideri aslında müşterilerine “Ben, De Beers için iyi olanı yapıyorum. Siz kendi başınızın çaresine bakın” demiştir. Sadakat, çift yönlü bir caddedir. Mellier, resmen bir devri sonlandırdı. Müşteriler artık De Beers’ten hammadde satın almayı reddetme ve De Beers’ten uzaklaşma konusunda kendilerini özgür hissediyor. Bu durum, tedarikçileri hakkındaki düşüncelerinin kristalize olmasına neden olmuş olabilir.

Evet, De Beers, halen hakim pırlanta üreticisi olmasına rağmen rekabet yasası perspektifinden bakıldığında yasal olarak sorumlu olmayabilir. Ancak De Beers’in 2014 Pırlanta İçgörü Raporunda konuşmalarına yer verilen Mellier’e göre firma,

“Nasıl ve niçin evrildiğini anlamak için sektörle ilgisi olan herkese yardımcı olacak liderlik rolüne hevesle talip olan” “dünyanın lider elmas firması” olmasının gururunu yaşamaktadır.

2014 sonrasında sektör, ham ve parlatılmış pırlanta fiyatları arasındaki mantıksız farklılığın ve neden ham elmas satın alanların para kaybettiklerini anlamlandırmaya çalışmaktadır.

2014’teki tablo, ciddi endişeler doğurmaktadır. Sektörün, bu yanıltıcı büyüme, yanıltıcı karlar, yanıltıcı finansal istikrar, düşün pırlanta fiyatları, stok değeri zararları ve ahlaki dokunun kaybıyla daha ne kadar ileri gideceğini kimse kestiremiyor. Ekonomistler, güven kaybolduğunda bu kaybın ciddi, ani ve birkaç pazar ve tedarik hattı segmentinde birden aynı anda gerçekleşebileceğini bilir. Bunu telafi etmek yıllar alır, edilebilirse tabii.

2014 Elmas Tedarik Hattı

Perakende Büyüme Hızı sallantıda gitmeye devam ediyor. Rakamlara bakalım. Pırlanta mücevher satışındaki yıllık büyük hızı düşüş gösteriyor. Geçen yıl küresel pırlanta mücevher perakende satışı 78.5 Milyar ABD Dolarına ulaştı. Birden fazla yılın esas alındığı tedarik hattı analizimiz, son üç yılda yıllık bazda küresel pırlanta mücevher satışlarının, +%7 oranında yıllık bileşik büyüme hızı (YBBH) kaydettiğini gösteriyor. Bu fantastik. Ancak 2011 yılına daha yakından baktığımızda yıkıcı bir finansal krize sahne olan yıldan sonra %18 büyüme kaydettiğini ve takip eden sonraki yılların tümünde büyümenin tek haneli düşük bir rakam olduğunu görüyoruz.

Alrosa tarafından dört yıldan daha uzun bir dönem için gerçekleştirilen benzer bir analiz de aynı %7’lik büyümeye (yıllık bileşik büyüme hızı) ulaşmaktadır. Alrosa, 2013 yılında büyümenin toplam % gerçekleştiği ve 2014 yılında %2’ye kadar (tahmini) düştüğü sonucunu çıkarmaktadır. (Kıyas yapacak olursak bizim 2014 yılı tedarik hattı tahminimiz daha iyi bir tablo ortaya koymaktadır – bizim hesaplamamız %5’lik yıl bazında küresel perakende büyüme şeklindeydi). Bu arada De Beers 2014 yılında %4’lük büyüme belirtmiş olup bu rakam bir önceki %3’ün üstündedir.

2015 yılında büyüme oranının daha da düşerek %3’e gerilemesini ve yaklaşık 81 Milyar ABD Doları değerinde perakende pırlanta satışı gerçekleşmesini bekliyoruz. Herhangi bir standarda göre bunlar çok düşük büyüme oranlarıdır – ve bunun yanı sıra sektör açısından daha büyük bir endişe kaynağı olan bir şeyi de tamamen saklıyorlar (veya bilerek göz ardı ediyorlar). O endişe kaynağı şudur ki perakende mücevherci daha fazla mücevher satmakla birlikte satılan bu mücevherler daha az pırlanta içerdiğinde pırlanta imalatçısı veya tüccarı çok az rahat eder. Perakende büyüme rakamları konusu şimdilik bu kadar yeter. Bu konu hakkında sonra daha fazla konuşacağız.

Asıl Önemli Olan Sonuçtur

Pırlanta ticareti ve endüstrisindeki aktörler için önemli olan sonuçtur. Bu açıdan bakıldığında gerçek şeffaflığı sağlamak için raporların, gelecek “tedarik açığı” grafiğinden bahsetmesi ve bu tablonun şu zorunlu dipnotu içermesi gerekir: Bu yüksek fiyatlardan asıl yararlanacak olan yalnızca üreticilerin kendileri olacak – başka hiç kimse değil (!).

Cümleyi tekrar okumanızı rica ediyorum: Bu yüksek fiyatlardan asıl yararlanacak olan yalnızca üreticilerin kendileri olacak – başka hiç kimse değil (!).

Üretici satış mekanizmalarının dönüşüm şekline bakıldığında hali hazırdaki ve gelecekteki muazzam pırlanta “zenginliği”, tedarik hattının ortasında yer alanlar (pırlanta imalatçıları ve tüccarları) veya sonunda yer alanlar (mücevherciler ve perakendeciler) ile kolayca paylaşılacakmış gibi durmuyor. Belki de sektörün ihtiyacı olan sigara paketlerinin üzerindekiler gibi uyarı notlardır: “Yüksek (ham elmas) fiyatlarına dikkat – sağlığınız için iyi değildir. Aslında, işletmenizi öldürebilir.”

Yüksek Ham Elmas Fiyatları

Yüksek üretici fiyatları, finansman için daha büyük talebe yol açıyor. Sektörün yıl sonundaki banka borcunun küresel çapta 15.5 Milyar ABD Doları (bunun %40’ı Hindistan, %24’ü Belçika, %9’u New York, %8’er de İsrail, Hong Kong ve Dubai’de olup geri kalan yerlere de geri kalan miktar düşmektedir). Ortaya bankaların da yüksek ham elmas fiyatlarından fayda sağladığı gibi bir görüş atılabilir. Öyle değil. Bankalar, yalnızca tedarik hattının ortasında yer alanların marjları yükseldiğinde fayda sağlayacaklardır; zira bankalar tedarikçileri değil orta kısımdakileri finanse eder. Bunun yanı sıra üreticiler tarafından komuta edilen yaygın parlatılmış pırlanta ile ham elmas arasındaki kopukluk devam ederse yüksek ham elmas fiyatları, orta kısımda işletmelerin çökmelerine (iflaslara) yol açacaktır ki bu da kaçınılmaz olarak bankada batık kredilere yol açacaktır.

Görünen o ki ham elmas için, ortaya çıkan parlatılmış pırlanta mamulün mücevherciye ulaştığı aşamada genel olarak uygulanması beklenen parlatılmış pırlanta fiyatlarıyla aynı fiyat uygulanmaktadır ve dolayısıyla aynı fiyatla ticareti yapılmaktadır. Bu şu demek oluyor ki ham elmas satın alırken fiyatların yükseleceği umut edilerek satın alınmaktadır. Bu hakim olan psikolojiyi yansıtıyor –pırlanta bayileri, fiyatların daha iyi olacağını umarak mal satın almaktadır.

Yakın zaman önce yapılan bir konferansta mega imalatçılardan biri şu şikayette bulundu: “Tedarik hattının ortasındakiler olarak yalnızca geleceğe yönelik ümitlerle yaşayamayacağımızı, yapmamız gerekenin oraya varmak olduğunu hatırlamamız gerek.” Buna “güven faktörü” diyebiliriz; bu faktör çok büyük öneme sahip olmakla birlikte 2014 yılının sonu itibariyle büyük oranda dağılmıştır. Fiyatlar, hayal kırıklığı yaratacak bir yönde ilerlerse ve hatta düşerse bu durum, yalnızca ruh halinin kötüleşmesiyle sınırlı kalmaz ve stok değerlerinde gerçek bir darbeye neden olur.

Belirsiz Üretim Rakamları

Araştırmanın ham elmas tedarikiyle ilgili görüş birliğiyle tutarlı olarak hali hazırda pırlanta mücevher satışlarının büyüme oranında meydana gelen azalma, ham elmas üretimi oranındaki daha büyük bir azalmayla kısmen dengelenmiştir. Bununla birlikte söylendiğine göre daha önce de zikrettiğimiz gibi açıkça görünen odur ki daha fazla şeffaflık ve araştırma ortaya çıktıkça kafa karışıklığı daha da büyümüştür – ya da şöyle de denilebilir ki raporlama kuruluşunun gündemi daha aşikar bir hal almıştır.

2014 yılına ait Kimberly Süreci (KS) rakamları, henüz açıklanmadığı için örneğin 2013 yılına ait son resmi Kimberly Sürecinde (devlet raporu) yer alan üretim rakamlarına bakalım. Kimberly Süreci raporunda madencilik ülkelerinin ilgili yılda 14.1 Milyar ABD Doları değerinde 130 milyon karat ham elmas üretimi gerçekleştirdiği belirtilmektedir. McKinsey, ham elmas üretiminin “136 milyon karattan fazla” olduğunu ifade etmektedir. Bain & Co. firması ise 130 milyon rakamını telaffuz etmektedir. Ancak çok fazla haber olan (ve güzel bir baskıya sahip olan) 2014 yılına ait De Beers Elmas İçgörü Raporu coşkuyla dünyada18 Milyar ABD Doları değerinde 146 milyon karat üretim gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Açıkçası De Beers yanılmış olmalı; aksi takdirde Kimberly Sürecini baypas eden bilinmeyen kaynaklardan gelen “kayıt dışı (kaçak) üretim”, 16 milyon karat civarında olurdu ve dünyadaki resmi üretimin %12’sinden fazlasına karşılık gelen bu miktarın kaynağı (yasallığı) hakkında şüphe oluşurdu. Parasal açıdan bakacak olursak, bu “hiçbir yerden gelen pırlantalar” 2 ila 4 Milyar ABD Doları civarında bir rakamı temsil ederdi. Sivil toplum kuruluşları bayram ederdi.

Tacy’nin 2014 ön ham elmas üretim rakamlarında 16.52 Milyar ABD Doları değerinde 132.3 milyon karatlık tahminde bulunulmaktadır (bu karat başına ortalama 124.84 $ yapar). Bu, bizim 2013 rakamlarımızın çok az üstünde bir rakamdır.

Bazı üreticiler de (özellikle Alrosa) geçen yıl stoktan sattıkları için piyasalara ham elmas tedariki 16.7 Milyar ABD Dolarının biraz üstünde gerçekleşti. Sonuçta ortaya çıkan ve parlatılmış pırlanta toptan satış fiyatları (petsp) şeklinde ölçülen parlatılmış pırlanta satışları, 21.8 Milyar ABD Dolarına ulaşmış olup görünürde toplam 5 Milyar ABD Doları kat değer sağlamıştır. Bu, 2014’ün, “tedarik hattının ortasındaki” aktörler için “kar ve zararın başa baş olduğu bir durumdan azıcık daha iyi” şeklinde özetlenebilecek bir yıl olduğunu gösteriyor.

Araştırmamız, imalat ve pazarlamaya ayrılan faaliyet giderlerinin yaklaşık olarak 3.8 Milyar ABD Doları tuttuğunu gösteriyor. Buna ek olarak yaklaşık 1.1 Milyar ABD Doları finansman maliyeti bulunmaktadır. Bir de bazı “tahsil edilemeyen borçları” eklediğimizde “pek bir şey” kalmıyor – tabi varsa. Bu hesaplamada daha fiyat ve kur dalgalanmaları da hesaba katılmamıştır. Tedarik hattının ortasındakilerin sahip olduğu stoklar (tedarik hattı tablosundaki “Fazlalık” satırına bakınız), 0.5 Milyar ABD Doları artarak 2014 Aralık ayı sonu itibariyle afallatıcı bir rakam olan 1.5 Milyar ABD Dolarına çıkmıştır. [Bu büyüme, kısmen GIA’nın uzun dinlenme dönemlerine atfedilmektedir. Bu durumda bazı potansiyel kazançlar ileri kaymaktadır.]

Perakende Satışlarında Azalan Pırlanta İçeriği

Bir analiz perspektifinden bakıldığında özellikle pazarın değişken zamanlarında tek bir yıl için analizde bulunulurken tedarik hattının her seviyesinde stoklardan çekim ve stoklara ekleme yapıldığı için dikkatli olunmalıdır.

Perakende pırlanta mücevher satışlarındaki parlatılmış pırlanta toplamda 23.01 ABD Doları değerindedir. Bu rakam, toplam perakende değerinin %29.3’üne karşılık gelir. Bu rakamın aşağı yönlü trendi bir endişe kaynağı olmalıdır. Son beş yılda satılan mücevher takılardaki elmas içeriği perakende fiyatın %28.5-33.5’i civarında seyretmiştir. (Bu kısmen altın fiyatından kaynaklanmıştır. Perakendeciler fiyata dayalı satış yaparlar: Altın fiyatı çıktığında perakendeciler mücevher takının elmas içeriğini azaltırlar. Elmas içerikleri, farklı coğrafyalardaki perakende yapısı ile genel giderlere bağlı olarak dünya çapında büyük farklılıklar gösterir.) 2010 “sonbaharından” sonra birkaç yıllık bir dilim ele alındığında küresel perakende pırlanta satışları, geçen yıl %30 büyüyerek 60.17 Milyar ABD Dolarından 78.5 Milyar ABD Dolarına çıkmıştır. Beş yıllık dönemdeki (2010-2014) perakende satışlardaki pırlanta içeriğine bakıldığında yıllık rakamın %25 civarında arttığı görülür. Beş yıllık ortalama 21.8 Milyar ABD Dolarıdır. Ancak perakende mücevher parçalarındaki pırlanta içeriğinin beş yıllık büyüme çizgisi, perakende pırlanta satışlarındaki %30’luk büyümenin gerisinden gelmektedir. Bir başka ifadeyle nihai mücevher ürünlerinde daha az pırlanta doları bulunur. 2011 yılında %33.3 ile zirveyi gördükten sonra 2015 yılında 29.3’e gerilemiştir. Buna göre ortalama olarak, 1,000 ABD Dolarlık her pırlanta mücevher parçasındaki pırlanta içeriği (parlatılmış pırlanta toptan satış fiyatları), 293 ABD Dolarından daha fazla değildir. Araştırmamız, bu rakamın 2015 yılında daha da düşerek %28.7’ye gerileyeceğini gösteriyor. Buna göre perakende pırlanta mücevher satışları artarken bu satışlardaki genel pırlanta içeriği azalmaktadır.

Bu yeni realite, henüz tüm üreticiler tarafından içselleştirilmemiştir. Geçmişte parlatılmış pırlanta toptan satış fiyatlarındaki yüzdelik artış, perakende pırlanta mücevher satışlarındaki artış yüzdesi kadar veya bu artış yüzdesine yakın miktarda artardı. Perakendecilerin genel giderleri, cirolarından daha yüksek oranlara çıktıkça perakendecilerin ürün geliştirme ve satın alma yöntemleri, daha yüksek brüt marj, daha düşük ürün maliyeti ve dolayısıyla daha düşük parlatılmış pırlanta fiyatları arayışı sonucunda değişti.

Perakende talepte meydana gelen %5 oranındaki bir artış artık parlatılmış pırlantada benzer şekilde %5’lik bir artışa neden olmuyor. Daha da azalıyor ve bazı coğrafyalarda ve/veya senaryolarda parlatılmış pırlanta toptan satış talebi, perakende satışlar yükselirken yatay ve eksi bir seyir gösterebiliyor. (Örneğin ABD’de pırlanta içeriğinin yalnızca %1.2 büyümesini öngörüyoruz.) Açıkçası sektörün odaklandığı husus, yalnızca mücevher satışlarını arttırmak olmamalı bunun yanı sıra parlatılmış pırlanta toptan satışlarında eşit veya daha iyi bir büyümeye de odaklanılmalıdır.

Geri Kazanım ve Sentezin Değer Katma üzerindeki Etkisi

Tedarik perspektifinden bakıldığında “genel pırlanta” içeriği, belirgin olarak farklı ürünleri içerir: (1) madenden yeni çıkarılmış elmaslardan gelen veya stoklardan çekilen doğal elmaslar; (2) geri kazanılmış pırlantalar (veya De Beers’in dediği gibi “tüketici pırlantası tekrar satışı”) ve (3) (çoğu kez ifşa edilmeyen) sentetikler. Yukarıda belirtilen 23.01 Milyar ABD Doları rakamı, 1 Milyar ABD Dolarından biraz daha fazla geri kazanılmış ve sentetik mal içerir ki bu muhafazakar bir tahmindir.

Kar bakımından (yani katma değerdeki görece pay) elmalarla elmaları kıyaslamıyor; çünkü geri kazanım ve sentetiklerden elde edilen marj, “taze” (doğal olarak) madenden çıkan elmasların işlenmesi ve satışından kazanılan marjdan daha yüksektir. Bu, pırlanta üreticilerinin kolaylıkla gözden kaçırdıkları bir durumdur. Daha gelişmiş sentetik tespit cihazları dağıtmakla meşguller; ancak pırlanta imalatçıları ve perakendeciler, kar marjlarıyla yaşar veya kar marjlarıyla ölür. İnsan yapımı elmasların kar marjı, doğal yollarla madenlerden çıkarılan elmaslardan önemli oranda daha iyiyse (ki iyidir) daha fazla sayıdaki mücevherci sentetik işine geçiş yapacaktır. Bir perakendeci –hemen hemen tanımı gereği– mağazasında her zaman en karlı ürünleri satmak isteyecektir.

Ana değerli taş kalitesinde sentetik ürün üreten Jatin Mehta’nın aile şirketi olan Singapur ve Malezya’daki IIa Technologies firması, doğal elmaslar aleyhine zorla bir dava inşa etmeye çalışan Forrest & Sullivan tarafından hazırlanan araştırma raporlarına sponsorluk yaparak mücevher piyasasını bombardımana tutmaktadır. “Sentetik çarın” açık bildiği şey perakendecilerin ve pırlanta imalatçılarının “ideolojileri” tarafından değil de daha çok bilançolarında yazan kar hanesi tarafından yönlendirildiğidir.

Sentetik ürünlerin, stok değerleri ve özvarlıkları üzerinde yapabileceklerine yönelik korkularından dolayı bugün sektör halen sentetik ürünlere karşı olan mücadelesinde tamamen güç birliği yapıyor görünmektedir. Varsayımsal olarak hiç stok olmasaydı elmas sektöründeki aktörler ve mücevher perakendecileri, kendilerine en iyi kar olasılığını sunan ürünlere yönelirdi. Elmas sektörünün en yüksek derecedeki seçilmiş temsilcilerinin yani sektör liderlerinin bazılarının da değerli taş kalitesinde sentetik işinde oldukları dikkatten kaçmamalıdır.

Bizim analizimize göre IIa Technologies firması, bugün piyasadaki sentetik değerli taşların %80’ini yönetmektedir. Bu elmaslar, oldukça küçük boyutlu ve kaliteli bir ürün gamını domine ettikleri için belirli parlatılmış pırlanta fiyatları üzerindeki etkileri şüphesizdir. IIa Technologies firmasının iş modeli, bir takım kilit müşteri ile alım satım gerçekleştirme esasına dayanmaktadır. Bu durum, özellikle ilgili taraf işlemleri söz konusu olduğunda gerçekleştirilen üretimin miktarı ile ilgili önemli bir karmaşıklık söz konusudur. Bu şirketin baş yöneticisi Vishal Mehta, resmi olarak yıllık üretim miktarının 300,000 karat parlatılmış pırlanta olduğunu beyan etmiştir.

Pazarlama firmasının internet sitesinde arz yer alan birkaç bin taşa bir göz atıldığında pek çok elmasın, karat başına 10,000 USD veya daha fazla bir fiyata sahip olduğu görülmektedir. (Ayrıca madenlerden çıkarılan doğal mallara kıyasla %30-40 daha ucuza satıldıkları iddia ediliyor.) Üretilen malların büyük çoğunluğu küçük boyutlu mallar olduğu için üretim için karat başına 1,300 ABD Doları ortalama piyasa fiyatı (parlatılmış pırlanta toptan satış fiyatı) olduğunu ki böyle bir durumda yalnızca bu şirkete 400 Milyon ABD Doları düşmekte olduğunu varsayıyoruz.

Üreticilerin kapasitesi hakkındaki bilgilerimiz bize üretim miktarının daha büyük olabileceğini söylüyor. Yarım düzine diğer CVD ve HPHT değerli taş kalitesinde sentetik ürün üreticisi için de ilave 100 Milyon ABD Dolarlık bir miktarı göz önünde bulundurursak tedarik hattı bakımından piyasaya gerçekleştirilen sentetik ürün tedarikinin ≥ 50 Milyar Dolar olup bu rakam geçen yıldan bugüne değişmemiştir. Ancak muhtemelen bu rakam daha yüksektir. Bunun yanı sıra üretilen ürünlerin önemli bir miktarı, sentetik olduğu açıklanmadan normal doğal piyasa fiyatları üzerinden ve sıklıkla mücevher takı üzerine işlenmiş olarak satılmakta olup pek çok satışta sentetik ürünlerde görülen indirim görülmemektedir.

En güncel Bain & Co. pırlanta çalışmasında şu sonuca varılmıştır: “Tüketicilerin, duygusal satın alımlar yaparken sentetik elmasları, doğal elmasların yerini tutabilecek ürünler olarak kabul ettikleri konusunda bir belirti yoktur. Kübik zirkon, mozanit ve Swarovski kristallerinin yarattığı niş pazarlara benzer olarak sentetik, değerli taş kalitesinde pırlantalar için de bir niş pazar söz konusu olabilir.”

Çalışmada ayrıca şu tespitte bulunulmuştur: “Geçen birkaç sene içerisinde sentetik ürünlerle ilgili en önemli mesele, bu ürünlerin sentetik olduğu gizlenerek [doğal] pırlanta tedarik zincirine sokulması olmuştur.” Sentetik ürünleri, elmas tedarik zincirine eklememize gerekçe sunan şey bu “gizleme” unsurudur. Bu elmaslar, Swarovski, CZ veya mozanit gibi pazarlandığı zaman bunların tedarik hattına dahil edilmesi gereksiz olacaktır.

Geri Kazanılan Elmaslar, Elmasın %33’ü Olacak

Kesin rakamlardan bahsedilecek olmakla birlikte McKinsey, sektörün görüş birliğini gösteren bir gözlem sunmaktadır. Doğal “ham karat üretimi, önümüzdeki 10 yıl boyunca yaklaşık olarak aynı seviyede kalacak ve bunu takiben 2025 yılına kadar süren bir düşüşe geçecektir” denmektedir. Bunu daha basit bir dille anlatmak gerekirse pırlanta pazarı büyümeyecek. Bize daha önceleri söylendiği gibi daha fazla elmas olmazsa doğal elmas işindeki büyüme yalnızca daha yüksek ham elmas fiyatları sayesinde mümkün olabilir ki böyle bir durumda bu işten elde edilen karlar, tedarik zincirinin ortasında ve sonunda bulunan aktörlere gitmeyebilir. Bugün pırlanta imalatçıları bile anlamlı (doğal) promosyon programları gerçekleştirmelerine yetmeyecek kar marjlarıyla iş yapmaktadır.

Araştırmamızdaki beklentimiz, tedariklerdeki “noksanlığın” sentetiklerle karşılanabileceği yönündedir. Biz, McKinsey’e oranla sentetiklerin ekonomik bir ikame ürünü olabileceği konusundaki inancımızdan daha az eminiz. Aksine, bana daha karmaşık gelen şey hem McKinsey hem De Beers’in, tüketiciden geri kazanılan ürünlerin, tedarikteki noksanlığın cevabı olabileceğini düşünüyorlar.

En son McKinsey pırlanta çalışmasında pırlanta tedarikinin, 2025 yılı itibariyle (yani on yıl içerisinde) 145 milyon karata ulaşacağı ve bunun 95 milyondan biraz daha fazla bir kısmının yeni madenden çıkarılan ham elmaslardan ve yaklaşık olarak 50 milyon karatlık kısmının ise geri kazanımdan yani ellerindeki taşları piyasaya geri satan tüketicilerden ve yatırımcılardan geleceği yönünde bir tahmin yer almaktadır. McKinsey’e göre “En agresif tahminlerde bile geri kazanım, 2025 yılı itibariyle muhtemelen tedarikin yalnızca yaklaşık olarak 1/3’üne karşılık gelecektir. “Yalnızca” kelimesine dikkat edin – uygun bir bağlamda okunduğunda McKinsey’in beklentileri daha büyükmüş ve bu üçte birlik pay, bir tür “en kötü” senaryo gibi duruyor. Daha iyi durumlarda daha iyi olabilir.

Ayrıca McKinsey, geri kazanımı, yeni madenlerin açılmasına yönelik caydırıcı bir faktör olarak görmektedir. McKinsey “Tedarikçiler, Doğu’dan gelen artan taleple baş edebilmek için mücadele etmektedir. Bazı ilave kapasiteler hizmete alınmış olmakla birlikte geri kazanımda gerçekleştirilecek olan artışlar sayesinde potansiyel tedarik büyümesinin bir kısmı karşılanabilir.”

Bazıları, sentetik ürünlerin, korkutucu tedarik noksanlığı açığının cevabı olabileceğini iddia ederken McKinsey’nin, geri kazanılmış pırlantaların bu rolü üstlenebileceğine inanması oldukça şaşırtıcıdır. Her iki senaryoda da ikameler olduğu müddetçe yeni madencilik projelerine daha az para yatırılacaktır. Bu kısır bir döngüdür.

2014: Üreticilerin Doğrudan Tüketiciye Satış İşine Girmesi

Diğer üreticiler, bunu bir iş modeli olarak benimsememiş olmasına rağmen De Beers, 2014 yılında doğrudan tüketiciye satış faaliyetlerinde artan şekilde faal olacağını ve bunu bir gelir kaynağı olarak gördüğünü göstermiştir. De Beers İcracı Başkan Yardımcısı Paul Rowley, yakın zaman önce bir elmas konferansında firmanın “tespit teknolojisi, Forevermark ile tüketici talebi, En İyi Uygulama Prensipleri programı, Forevermark ile pırlanta derecelendirme fırsatları ve [en son olarak eklediği] Amerika Birleşik Devletleri’nde tüketici pırlantası tekrar satışına yönelik önemli yatırımlarına” vurgu yaptı. Cevapsız kalan soru şudur: De Beers, bir değerli taş kalitesinde sentetik tedarikçisi de olacak mıdır?

De Beers, değerli taş kalitesinde sentetik pazarına girme niyeti olduğunu bugüne kadar hep reddetti. Pek çok gözlemci, bu yalanlamalara pek inanmamaktadır. De Beers, ek kar akışları sağlamak için en olmadık yollarda yürüyor. Muazzam bir kar potansiyelinden uzaklaşmak, mevcut karın azami düzeye çekilmesi hedefleriyle uyuşmaz. Bu tür kararları, doğal pazarları korumak için gerçekten gerekli olduğunu gösterecek bir şekilde sunmak zor değildir. Bunun, yalnızca bir zaman meselesi olduğuna gerçekten inanıyoruz. Firma, en iyi teknolojiye sahip ve çok büyük yatırımlar yaptı. Bu niş piyasayı göz ardı etmek De Beers firmasının “karakterine terstir”. Ana sorun, “bunun Botsvana’ya nasıl anlatılacağıdır…”

Ancak yeri gelmişken Botsvana da muhtemelen hazırlıklıdır. Botsvana Politika Geliştirme Kurumu’nda görevli Profesör Roman Grynberg ve Diana Philimon tarafından hazırlanan politika strateji belgesinde, şu hususlar irdelenmektedir: “De Beers ya sentetik değerli taş piyasasının dışında kalarak pırlantaya olan fazla talebin, diğer üreticiler tarafından doldurulmasına izin verecektir ya da sentetik değerli taş sektörüne girerek küresel elmas madeni varlıklarının değerini potansiyel olarak azaltma riskini taşıyacaktır. De Beers’in büyük bir sentetik değerli taş tedarikçisine dönüşmekten başka bir çaresinin olmadığı konusunda çok az şüphe vardır. Geçmişte De Beers’in sentetik alanındaki teknolojik üstünlüğü, firmanın bu alanda bir pazar kontrol unsuru olmasını sağlamıştır; ancak CVD ve tavlama teknolojilerinin pek çok firma ve ülkeye girmesiyle birlikte sentetik değerli taş pazarındaki egemenliklerini çok uzun süre devam ettiremeyebilirler.”

Madencilik Karlarının Korunması Gerekir mi?

Madencilik, her zaman tedarik hattının en karlı olan kısmı olagelmiştir. Tacy Tedarik Hattında madencilik üretiminin doğrudan maliyetinin, üretilen değerin %40-45’i oranında olduğu ifade edilmektedir. Bazı madenler, aşırı derecede karlıdır. Örneğin Botsvana’da bulunan Jwaneng madeninde bir seferde bir dolarlık elmas geliri elde etmek için 8 sent harcanmaktadır. Belki de zamanla yükselmiştir; ancak De Beers’e göre 2020 yılına kadar Jwaneng madeninde bir dolarlık gelir için yalnızca 12 sentlik maliyet çıkacaktır. Bu hesaplamalar nasıl yapılmaktadır?

Şeffaf madencilik firmaları geleneksel olarak “Elmas Hesabı” olarak adlandırılan ve elmas satışlarından elde edilen brüt marjları gösteren bir hesap yayınlamaktadır. Hesap, gelir tarafında satışlardan elde edilen gelirleri içerir ve bu gelirlerden satın alım, amortisman ve tükenme payı, üretim maliyetleri, stoklardaki azalmalar (artışlar), pazarlama masrafları, tasnif ve satış maliyetleri, tetkik/arama ve araştırma ile yeni iş geliştirme maliyetleri düşülür. Ondan sonra madenlerin başka gelirleri (yatırım, kazanılan faiz, vs.) ile vergilendirme ve lisans ücreti borçları, vs. gibi masrafları da olabilir.

Peki farklı ve rekabet halindeki elmas madenlerinin sahip olduğu maden yataklarının karlılığı nasıl kıyaslanabilir? Bunun yapmanın bir yolu, üretim maliyetlerinin uygun şekilde izole edilmesidir. De Beer yönetimi, yıllardır madenlerinin elmas sektöründe en düşük maliyete sahip üretim yerleri olmasını sağlamıştır. Bu, geleneksel kartelci kontrol yapısının bir parçasıdır. Elmas madenleri arasında bir “fiyat savaşı” olursa (günümüzde OPEC’te gördüğümüz petrol konusunda yaşanana benzer bir savaş) veya talepte fiyatların düşmesine neden olan ciddi bir talep şoku olması halinde diğerler belki de kapatmak zorunda kalacakken De Beer madenleri halen karlı olarak çalışmaya devam edecektir.

Bu yılın elmas tedarik hattı hikayesinde olduğu gibi tedarik zincirinin ortasındakilerin karlarının artması konusundaki bu tür endişelerin söz konusu olduğu bir durumda bu incelemeyi madencilik karları konusunda bir sözle sonlandırmak uygun olacaktır. De Beers, seçkin izleyicilerine, madenden çıkarılan elmaslar için yapılan doğrudan nakit maliyet harcamalarının ayrıntılarının yer aldığı bir slaytı gururla gösteriyor. Diğer madenlerinkini de gösteriyor; ancak ticaretle ilgili özel bilgilere yönelik bir takım sorunlar doğurması muhtemel olduğu için yasal nedenlerden dolayı bu diğer madenlerin ismini vermiyor.

2020 yılına yönelik öngörülerin olduğu aşağıdaki grafiğe bir göz atalım. Bu, fiilen tüm büyük madenlerinde bir dolar üretmenin, De Beers’e yalnızca 22 sente mal olduğunu gösteriyor. Uzun yıllardır – ki ilgili rakamlar, birkaç on yıldır tarafımızca takip edilmektedir – her zaman bir dolar kazanmanın maliyeti 20-25 sent civarında olmuştur. Bir keresinde (National Geographic’te çalışan) Washington’dan bir meslektaşım 10 Dolarlık bir banknotu basmanın ABD Devletine olan maliyetinin, aynı değeri Jwaneng’te elde etmekten daha pahalıya geldiğini söylemişti. Bunu söylemişken Botsvana devletiyle yapılan mevcut düzenlemelere göre devlet, o ya da bu şekilde Debswana’nın madencilik karının %80.2’sini almaktadır.

Ki bizi endişelendirmesi gereken şey de tam olarak budur. Alrosa gibi madencilik firmalarında tüm gelirden ortaklar faydalanır. Bu nedenle bunlar “safi madencilik” firmaları olarak kalır.

Başka kıyaslamalar da vardır. Firmalara bir bütün olarak bakana analistler, De Beers’in faaliyet karlarının %20 aralığında iken (çünkü tedarik hattının sonunda gerçekleştirdiği (tüketiciye satış) faaliyetlerinden tonlarca para kaybetmektedir) Alrosa’nın faaliyet karı %38, Rio Tinto firmasınınki %16, Dominion firmasınınki %17 ve Petra firmasınınki %35 civarındadır.

Ancak De Beers’in alternatif gelir kaynakları yaratması gerekmektedir. Bu nedenle geri kazanılan pırlantaların ticariden tutun da pırlanta derecelendirme işine, pırlanta markalarının isim hakkını franchising çerçevesinde vermeye, vs. kadar tedarik hattının ortası ve sonundaki faaliyetlere girmektedir.

De Beers Başkan Yardımcısı Paul Rowley, bu ayın başında yapmış olduğu bir motivasyon konuşmasında konferanstaki izleyicilere şunları söylemiştir: “Sektör yakında, benzerini bir nesilden daha uzun bir süredir görmediğimiz bir yüksek fırsat döneminden geçecektir. … Gelecekte en fazla faydayı elde etmek için şimdiden gelecekteki gelirlerimizi arttırmak için nasıl yatırımlar yaparız onun yollarını aramamız gerekiyor. Bu nedenle hepinizi işletmeniz, gözden geçirme, stratejik pozisyonunuzu gözden geçirme ve kendi güçlü yönlerinizi, bu fırsat döneminde nasıl sermayeye dönüştürürsünüz onu gözden geçirmeye davet ediyorum.”

Kaldı ki bu “yüksek fırsatların” tanımlanması zor görünüyor. Ayrıca “gelecekteki getirilerin garanti edilmesi için yapılacak yatırım” için gerekli olan fonların nereden geleceği hususu da açık değildir. Üreticiler, hiçbir şirketin, gelecekte getirisi olmayacak bir projeye yatırım yapmayacağını bilmelidir. Sektörün daha fazla konsolide edilmesi konusunda konuşmalar var. Bu konuşmalar, on yıllardır yapıla gelmektedir; ancak konsolidasyonu gerçekleştirmenin de bir maliyeti var; zira sektörün toplam öz kaynakları erozyona uğramaktadır. Ticaretten çıkanlar da paralarını yanlarında götürüyorlar. Tedarik hattının mevcut korkutucu zorluklarının doğru cevabı bu değildir. Umalım ki deneyimli tedarik hattı aktörleri, bu zorluklardan çıkışın ve hatta ileriye doğru bir atılım yapmanın bir yolunu bulurlar.

#PAULROWLEY #PHILIPPEMELLIER

28 görüntüleme

Altın Dünyası Yayın Grubu

Binbirdirek Mahallesi Klodfarer Caddesi Kültür Apartmanı N:15 Kat:2 D:10

Sultanahmet - Fatih / İSTANBUL

Copyright 2016  

Altın Dünyası Yayın Grubu, Yayın Dünyası Yayıncılık Gazetecilik ve Dağıtın Anonim Şirketi'nin tescilli markasıdır.

Sitede yayınlanan haberler ya da her türlü içeriğin, Altın Dünyası'nın izni olmadan kullanılması yasaktır.

Altın Dünyası Dergisi
  • Facebook - Grey Circle
  • Twitter - Grey Circle
  • Google+ - Grey Circle
  • YouTube - Grey Circle
  • Instagram - Grey Circle