SEKTÖRÜN GELECEĞE OLAN GÜVENİNİ KAYBETTİĞİ YIL


Hammadden perakendeye kadar tüm pırlanta tedarik hattı, tek bir tedarik zinciri oluşturur. Her zincir, yalnızca en zayıf halkası kadar güçlüdür.

Önemli bir sektör lideriyle yakın zaman önce gerçekleştirdiğimiz bir kahvaltı sırasında bir pırlanta derecelendirme skandalını derinlemesine irdeledik. Bu konudaki görüşleri, beynime kazındı. “Pırlantalarımızın seviyesini yükseltemezsek hiç karımız kalmayacak” dedi. Sonra sözlerine şu şekilde devam etti: “Zorunlu, mecburi, devlet kontrolünde derecelendirme standartları? Önergelerin verildiği bir süreçten geçilir; ancak asla fiiliyata dökülmez. Kimsenin çıkarına gelmez…”

Bu anekdottan da görüldüğü gibi 2014 yılındaki pırlanta piyasasına, ahlak erozyonu, yasadışı fazlalıklar ve genel güven kırılması damgasını vurmuştur. Muhtemelen bunların tümü, pırlanta değer zincirinin ortasında uzun süreli, birden fazla yıla yayılan reel karlılık olmamasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

2014: Güveninin Kaybolduğu Yıl

Yıl, ticari bir bakış açısı ile bakıldığında kolayca tek bir cümleyle özetlenebilir: Sektörün 2014 yılındaki performansı, bir önceki yıldan hiç de farklı değildi. Geçen yıl boyunca pırlanta mücevher perakende pazarının büyüme hızının, az da olsa yavaşlamaya devam ettiğini gördük. Bunun yanı sıra mücevherdeki pırlanta içeriğinin, aşağıya doğru kaydığını ve parlatılmış pırlanta fiyatlarının, istikrarsız kalarak aşağı yönlü seyrettiğini de gördük. Bu arada hammadde fiyatlarında yukarı yönlü bir seyir meydana geldi.

Bundan başka 2014 yılında pek bir şey değişmedi. Bir şey dışında: Daha fazla sayıda aktör, işlerine, sektörün geleceğine ve diğer paydaşlara olan güvenlerini yitirdi. Tüm bunların ötesinde pek çok aktör, bazı hammadde tedarikçilerine olan güvenlerini kaybetti. Bir De Beers aracısı, son gelişmelerle ilgili yorumunda şu gözlemde bulundu: “Açıkça görülmektedir ki yıllar boyu gözü kapalı sadakatleri sorgulanmayan ve “ne pahasına olursa olsun” De Beers’ten satın alım yapan bazı Diamond Trading Company yetkili dağıtımcıları, geldikleri noktada imalatta aylar süren eksi ve sıfır marjlar sonucunda mal iadesine başlamışlardır ve bu yaptıklarının, yeni bir sözleşmeye girerken kendilerine daha az tedarik tahsisatı yapılmasıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağına aldırış etmemektedirler.”

Bazı oligopolistik hammadde tedarikçilerinin, tedarik hattının ortasındakilerin üzücü durumuna kayıtsız kalmaları ve iş modellerinde yaptıkları ilgili değişiklerin bir noktada karşılık bulması kaçınılmazdı. Görünen o ki bu noktaya ulaşıldı.

Devam Eden Olumsuzluk

2014 yılı, zaman içerisinde itibar kazanılan güvene dayalı sektörde bir dönüm noktası olmuştur. Pek çok aktör, geleneksel karşılıklı güvenin, bir illüzyona döndüğünü fark etti. Gerek tedarikçiler ile müşteriler, gerek müşteriler ile bankacılar, gerek bankacılar ile düzenleyici makamlar gerekse sektör ile devlet arasında olsun, geri dönülemez bir şeylerin olduğu muhakkak.

Ciddi olarak 2014 yılının sonuna doğru başlayan ticarette yaşanan olumsuz ruh hali, 2015 yılında da azalmadan devam ediyor. De Beers aracısının “AB tatil satışı sezonu, Çin Yeni Yılı, Sevgililer Günü, Hong Kong ticaret fuarı ve sonra Basel dünya fuarından kaynaklanan birikerek gelen hayal kırıklıkları ve bunun üstüne parlatılmış pırlanta fiyatlarında meydana gelen düşüş, zarar vermeye devam ediyor ve imalatçılar arasında bir ümitsizlik havası yaratıyor” şeklindeki sözlerinden de anlaşılacağı üzere bu olumsuz ruh hali daha da karamsar bir hal almıştır.

Sektörün Durumunun ‘İyileştirilmesi’

Ticaret istatistikleri, basın bültenleri, konferans sunumları ve yüksek etkileyiciliğe sahip araştırma raporlarındaki iddialara göre pırlanta sektörü pek de iyi bir performans sergilemiyor. Sektörün realitesi ile imajı arasındaki fark, olduğundan iyi gösterilen pırlanta derecelendirme raporuna benzerdir. Bu durum, polisi çağırmak için daha fazla neden varken bir şirketin sorumlu ticaret uygulamalarını onaylamaya veya en iyi uygulama ilkelerinin, yalnızca bir satış sloganından ibaret görülmesine benzer.

Bunların hepsi sadece laftan ibaret. Sektör liderlerinin, açıklamadan sentetik pırlanta satışı işine karışan hilekar meslektaşları karşısında harekete geçilmesi konusundaki boş çıkan konuşmaları örnek olarak gösterilebilir. Sektör aktörleri, bu aldatmacayı sürdürmek ve durumu olduğundan daha iyiymiş gibi göstermek için “rol yapıp” hep birlikte büyük bir efor sarf ediyor. Hepimiz, pırlanta rüyasını ayakta tutmak için tam da bunu yapıyoruz.

Peki bu neden pırlanta tedarik hattına yönelik bir mesele mi diye soruyorsunuz? Değer zincirindeki dürüstlük erozyona uğradı mı ve birkaç ahlaki değerleri hiçe sayan işletmeci ticaretin şartlarına darbe vurdu mu rekabette bozulmalar başlar. Böyle bir ortamda işadamları, düz bir oyun sahasında rekabet etmezler.

Taraflı Araştırma?

Görünen o ki pırlanta sektörü ne kadar çok “aşırı araştırmaya” tabi tutulursa o kadar çok “düşük performans” sergiliyor. Bu yaygın sektör çalışmaları, kayda değer “refah” (pırlanta varlığı) durumuna atıfta bulunmakla birlikte bu tedarik hattının üyelerinin pek çoğu için bu refahın yalnızca çok küçük bir kısmı cüzdanlara girmektedir. Tabii ki üretici ve/veya elmas madenleri üzerinde yararlanma hakkına sahip biri değilse.

Aslında üreticiler tarafından finanse edilen araştırmalarda, “kaçınılmaz” büyük pırlanta tedarik kıtlığına sayısız vurgu yapılmaktadır. Bu araştırmalara göre kıtlığın sebebi, arz ile talep arasındaki artan açık olup, büyük fiyat artışları ve gelecekteki karlar konusunda içsel ve gizli vaatler içermektedir. “Durun!” diyor araştırma, “Orada bekleyin.”

De Beers Grubu CEO’su ve Başkanı Philippe Mellier, JCK’den Rob Bates ile yakın zaman önce yaptığı röportajında bu haberleri tekrarladı: “Gelecek yıllarda tedarikin talepten açıkça daha düşük olacağını biliyoruz. Bu nedenle gelecekten beklentiler oldukça iyi.” Ancak kimin için oldukça iyi olduğunu söylemedi. Nitekim Mellier şu hususu vurgulamıştır: “Müşterimin marjından ben sorumlu değilim. Kendi marjlarından kendileri sorumlular.”

Mellier, aynı röportajda pırlanta müşterileri için bir kıyaslama yaparak “iyi bildiğim bir iş var, araba satıcılığı, yüzde 1.5 kazanıyorlar ve hepsinin suratında bir gülümseme var ve bundan memnunlar” demiştir. Bu laflar, tedarik hattında tsunami etkisi yaratmıştır. Müşterileriyle birlikte “Pırlanta rüyasını” ilerletme konusunda büyük bir hırsla uğraşan ana tedarikçi bu mu? Kendi kendisini vaftiz eden sektör lideri aslında müşterilerine “Ben, De Beers için iyi olanı yapıyorum. Siz kendi başınızın çaresine bakın” demiştir. Sadakat, çift yönlü bir caddedir. Mellier, resmen bir devri sonlandırdı. Müşteriler artık De Beers’ten hammadde satın almayı reddetme ve De Beers’ten uzaklaşma konusunda kendilerini özgür hissediyor. Bu durum, tedarikçileri hakkındaki düşüncelerinin kristalize olmasına neden olmuş olabilir.

Evet, De Beers, halen hakim pırlanta üreticisi olmasına rağmen rekabet yasası perspektifinden bakıldığında yasal olarak sorumlu olmayabilir. Ancak De Beers’in 2014 Pırlanta İçgörü Raporunda konuşmalarına yer verilen Mellier’e göre firma,

“Nasıl ve niçin evrildiğini anlamak için sektörle ilgisi olan herkese yardımcı olacak liderlik rolüne hevesle talip olan” “dünyanın lider elmas firması” olmasının gururunu yaşamaktadır.

2014 sonrasında sektör, ham ve parlatılmış pırlanta fiyatları arasındaki mantıksız farklılığın ve neden ham elmas satın alanların para kaybettiklerini anlamlandırmaya çalışmaktadır.

2014’teki tablo, ciddi endişeler doğurmaktadır. Sektörün, bu yanıltıcı büyüme, yanıltıcı karlar, yanıltıcı finansal istikrar, düşün pırlanta fiyatları, stok değeri zararları ve ahlaki dokunun kaybıyla daha ne kadar ileri gideceğini kimse kestiremiyor. Ekonomistler, güven kaybolduğunda bu kaybın ciddi, ani ve birkaç pazar ve tedarik hattı segmentinde birden aynı anda gerçekleşebileceğini bilir. Bunu telafi etmek yıllar alır, edilebilirse tabii.

2014 Elmas Tedarik Hattı

Perakende Büyüme Hızı sallantıda gitmeye devam ediyor. Rakamlara bakalım. Pırlanta mücevher satışındaki yıllık büyük hızı düşüş gösteriyor. Geçen yıl küresel pırlanta mücevher perakende satışı 78.5 Milyar ABD Dolarına ulaştı. Birden fazla yılın esas alındığı tedarik hattı analizimiz, son üç yılda yıllık bazda küresel pırlanta mücevher satışlarının, +%7 oranında yıllık bileşik büyüme hızı (YBBH) kaydettiğini gösteriyor. Bu fantastik. Ancak 2011 yılına daha yakından baktığımızda yıkıcı bir finansal krize sahne olan yıldan sonra %18 büyüme kaydettiğini ve takip eden sonraki yılların tümünde büyümenin tek haneli düşük bir rakam olduğunu görüyoruz.

Alrosa tarafından dört yıldan daha uzun bir dönem için gerçekleştirilen benzer bir analiz de aynı %7’lik büyümeye (yıllık bileşik büyüme hızı) ulaşmaktadır. Alrosa, 2013 yılında büyümenin toplam % gerçekleştiği ve 2014 yılında %2’ye kadar (tahmini) düştüğü sonucunu çıkarmaktadır. (Kıyas yapacak olursak bizim 2014 yılı tedarik hattı tahminimiz daha iyi bir tablo ortaya koymaktadır – bizim hesaplamamız %5’lik yıl bazında küresel perakende büyüme şeklindeydi). Bu arada De Beers 2014 yılında %4’lük büyüme belirtmiş olup bu rakam bir önceki %3’ün üstündedir.

2015 yılında büyüme oranının daha da düşerek %3’e gerilemesini ve yaklaşık 81 Milyar ABD Doları değerinde perakende pırlanta satışı gerçekleşmesini bekliyoruz. Herhangi bir standarda göre bunlar çok düşük büyüme oranlarıdır – ve bunun yanı sıra sektör açısından daha büyük bir endişe kaynağı olan bir şeyi de tamamen saklıyorlar (veya bilerek göz ardı ediyorlar). O endişe kaynağı şudur ki perakende mücevherci daha fazla mücevher satmakla birlikte satılan bu mücevherler daha az pırlanta içerdiğinde pırlanta imalatçısı veya tüccarı çok az rahat eder. Perakende büyüme rakamları konusu şimdilik bu kadar yeter. Bu konu hakkında sonra daha fazla konuşacağız.

Asıl Önemli Olan Sonuçtur

Pırlanta ticareti ve endüstrisindeki aktörler için önemli olan sonuçtur. Bu açıdan bakıldığında gerçek şeffaflığı sağlamak için raporların, gelecek “tedarik açığı” grafiğinden bahsetmesi ve bu tablonun şu zorunlu dipnotu içermesi gerekir: Bu yüksek fiyatlardan asıl yararlanacak olan yalnızca üreticilerin kendileri olacak – başka hiç kimse değil (!).

Cümleyi tekrar okumanızı rica ediyorum: Bu yüksek fiyatlardan asıl yararlanacak olan yalnızca üreticilerin kendileri olacak – başka hiç kimse değil (!).

Üretici satış mekanizmalarının dönüşüm şekline bakıldığında hali hazırdaki ve gelecekteki muazzam pırlanta “zenginliği”, tedarik hattının ortasında yer alanlar (pırlanta imalatçıları ve tüccarları) veya sonunda yer alanlar (mücevherciler ve perakendeciler) ile kolayca paylaşılacakmış gibi durmuyor. Belki de sektörün ihtiyacı olan sigara paketlerinin üzerindekiler gibi uyarı notlardır: “Yüksek (ham elmas) fiyatlarına dikkat – sağlığınız için iyi değildir. Aslında, işletmenizi öldürebilir.”

Yüksek Ham Elmas Fiyatları

Yüksek üretici fiyatları, finansman için daha büyük talebe yol açıyor. Sektörün yıl sonundaki banka borcunun küresel çapta 15.5 Milyar ABD Doları (bunun %40’ı Hindistan, %24’ü Belçika, %9’u New York, %8’er de İsrail, Hong Kong ve Dubai’de olup geri kalan yerlere de geri kalan miktar düşmektedir). Ortaya bankaların da yüksek ham elmas fiyatlarından fayda sağladığı gibi bir görüş atılabilir. Öyle değil. Bankalar, yalnızca tedarik hattının ortasında yer alanların marjları yükseldiğinde fayda sağlayacaklardır; zira bankalar tedarikçileri değil orta kısımdakileri finanse eder. Bunun yanı sıra üreticiler tarafından komuta edilen yaygın parlatılmış pırlanta ile ham elmas arasındaki kopukluk devam ederse yüksek ham elmas fiyatları, orta kısımda işletmelerin çökmelerine (iflaslara) yol açacaktır ki bu da kaçınılmaz olarak bankada batık kredilere yol açacaktır.

Görünen o ki ham elmas için, ortaya çıkan parlatılmış pırlanta mamulün mücevherciye ulaştığı aşamada genel olarak uygulanması beklenen parlatılmış pırlanta fiyatlarıyla aynı fiyat uygulanmaktadır ve dolayısıyla aynı fiyatla ticareti yapılmaktadır. Bu şu demek oluyor ki ham elmas satın alırken fiyatların yükseleceği umut edilerek satın alınmaktadır. Bu hakim olan psikolojiyi yansıtıyor –pırlanta bayileri, fiyatların daha iyi olacağını umarak mal satın almaktadır.

Yakın zaman önce yapılan bir konferansta mega imalatçılardan biri şu şikayette bulundu: “Tedarik hattının ortasındakiler olarak yalnızca geleceğe yönelik ümitlerle yaşayamayacağımızı, yapmamız gerekenin oraya varmak olduğunu hatırlamamız gerek.” Buna “güven faktörü” diyebiliriz; bu faktör çok büyük öneme sahip olmakla birlikte 2014 yılının sonu itibariyle büyük oranda dağılmıştır. Fiyatlar, hayal kırıklığı yaratacak bir yönde ilerlerse ve hatta düşerse bu durum, yalnızca ruh halinin kötüleşmesiyle sınırlı kalmaz ve stok değerlerinde gerçek bir darbeye neden olur.

Belirsiz Üretim Rakamları

Araştırmanın ham elmas tedarikiyle ilgili görüş birliğiyle tutarlı olarak hali hazırda pırlanta mücevher satışlarının büyüme oranında meydana gelen azalma, ham elmas üretimi oranındaki daha büyük bir azalmayla kısmen dengelenmiştir. Bununla birlikte söylendiğine göre daha önce de zikrettiğimiz gibi açıkça görünen odur ki daha fazla şeffaflık ve araştırma ortaya çıktıkça kafa karışıklığı daha da büyümüştür – ya da şöyle de denilebilir ki raporlama kuruluşunun gündemi daha aşikar bir hal almıştır.

2014 yılına ait Kimberly Süreci (KS) rakamları, henüz açıklanmadığı için örneğin 2013 yılına ait son resmi Kimberly Sürecinde (devlet raporu) yer alan üretim rakamlarına bakalım. Kimberly Süreci raporunda madencilik ülkelerinin ilgili yılda 14.1 Milyar ABD Doları değerinde 130 milyon karat ham elmas üretimi gerçekleştirdiği belirtilmektedir. McKinsey, ham elmas üretiminin “136 milyon karattan fazla” olduğunu ifade etmektedir. Bain & Co. firması ise 130 milyon rakamını telaffuz etmektedir. Ancak çok fazla haber olan (ve güzel bir baskıya sahip olan) 2014 yılına ait De Beers Elmas İçgörü Raporu coşkuyla dünyada18 Milyar ABD Doları değerinde 146 milyon karat üretim gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Açıkçası De Beers yanılmış olmalı; aksi takdirde Kimberly Sürecini baypas eden bilinmeyen kaynaklardan gelen “kayıt dışı (kaçak) üretim”, 16 milyon karat civarında olurdu ve dünyadaki resmi üretimin %12’sinden fazlasına karşılık gelen bu miktarın kaynağı (yasallığı) hakkında şüphe oluşurdu. Parasal açıdan bakacak olursak, bu “hiçbir yerden gelen pırlantalar” 2 ila 4 Milyar ABD Doları civarında bir rakamı temsil ederdi. Sivil toplum kuruluşları bayram ederdi.

Tacy’nin 2014 ön ham elmas üretim rakamlarında 16.52 Milyar ABD Doları değerinde 132.3 milyon karatlık tahminde bulunulmaktadır (bu karat başına ortalama 124.84 $ yapar). Bu, bizim 2013 rakamlarımızın çok az üstünde bir rakamdır.

Bazı üreticiler de (özellikle Alrosa) geçen yıl stoktan sattıkları için piyasalara ham elmas tedariki 16.7 Milyar ABD Dolarının biraz üstünde gerçekleşti. Sonuçta ortaya çıkan ve parlatılmış pırlanta toptan satış fiyatları (petsp) şeklinde ölçülen parlatılmış pırlanta satışları, 21.8 Milyar ABD Dolarına ulaşmış olup görünürde toplam 5 Milyar ABD Doları kat değer sağlamıştır. Bu, 2014’ün, “tedarik hattının ortasındaki” aktörler için “kar ve zararın başa baş olduğu bir durumdan azıcık daha iyi